ben çoktandır doğru dürüst film izlemiyorum. varsa yoksa komedi dizileri. çok güzel diziler izledim ama. bir liste yapmam gerekirse, gerekmese de yaparım.
1) The IT Crowd
2) The Office (UK)
3) Black Books
4) Extras
5) Flight of the Conchords
çok eğlendim. Bir de Ricky Gervais'in blogunu okuyorum bazen.
http://www.rickygervais.com/thissideofthetruth.php
gereksizim biraz.
Sunday, May 10, 2009
Friday, April 24, 2009
benny & joon
Bu filme mi sinir oldum gerçek hayata mı bilmiyorum. Adam tamirci ama maşallah göl (nehir de olabilü) kenarında süper bi evleri var. Göl kenarında yaşamayan insanlar da var şu dünyada! İlla sıcak, duygusal dram çekilcekse göl ya da deniz kenarinda veya muhtesem dağ yamaç manzaralı bir mekan seçme zorunluluğu nedir?! Apartmanlar arasında yaşayan insanlarin sıcak duygusal ilişkileri olamaz mı? gerizekali film yönetmenleri ve diğer kim sorumluysa bunlardan.
Filmdeki tüm oyunculuklar da çok başarisiz, johnny depp çok saçma tutarsiz inandırıcılıktan kilometrelerce uzakta oynamış. Filmin yapısı ve hikayenin gelişiminin kısırlığından hiç bahsetmiycem. beni güzel evler, ağaçlar, kuşlar ve su kenarları rahatsız ediyor en çok.

Ben de göl kenarında yaşamak istiyorum.
Filmdeki tüm oyunculuklar da çok başarisiz, johnny depp çok saçma tutarsiz inandırıcılıktan kilometrelerce uzakta oynamış. Filmin yapısı ve hikayenin gelişiminin kısırlığından hiç bahsetmiycem. beni güzel evler, ağaçlar, kuşlar ve su kenarları rahatsız ediyor en çok.
Ben de göl kenarında yaşamak istiyorum.
Sunday, March 22, 2009
amerikan bağımsız sineması
amerikan bağımsız sinemasının formulünü açıklıyorum. bu formulü uygulayan herkes bir amerikan bağımsız filmi çekebilmektedir efendim.
1) Film küçük bir banliyö kasabasındaki evlerden birinde geçmelidir.
2) Evin küçük kızı ya da küçük oğlu yıllar önce ayrılıp büyük şehre iş güç sahibi olmaya ya daaa alkol, uyuşturucu zart zurt gibi bir sebeple bir rehabilitasyon merkezine tedaviye gitmiş olmalıdır.
3) Düğün, cenaze...vb. gibi bir sebeple ya da rehabilitasyonun bitmesi nedeniyle, ya işte herhangi geçerli bir sebepten eve dönmek zorunda kalmalı.
4) Küçüklüğünde ebeveynlerinden biriyle problemler yaşamış olmalı. Babası kötüyse annesi iyi olmalı, annesi kötüyse babası iyi olmalı. Hatta iyi olan ebeveynin ölmesi üzerine cenaze için gelmesi ve kötü olan ebeveynle yüzleşecek olması olayı daha da dramatikleştireceğinden tercih sebebi olabilir.
5) Bir noktada evdeki gerilim yükselip eski hesaplar açılmalı, herkes hatalarıyla yüzleşmeli ama kimin haklı kimin haksız olduğu anlaşılmamalı, herkes kendine göre haklı olmalıdır.
6) Filmin ucunu bu şekilde açık bırakarak, kahramanımız nerden geldiyse oraya dönerse daha şık bir final olur.
Hepsi bu formüle uymasa da ana hatlarıyla bu konuya sahip filmlerin bir listesini de yaptım:
1) Fireflies in the Garden
2) Rachel Getting Married
3) Margot at the Wedding
4) Garden State
5) Junebug
6) Winter Passing
7) And When Did You Last See Your Father?
1) Film küçük bir banliyö kasabasındaki evlerden birinde geçmelidir.
2) Evin küçük kızı ya da küçük oğlu yıllar önce ayrılıp büyük şehre iş güç sahibi olmaya ya daaa alkol, uyuşturucu zart zurt gibi bir sebeple bir rehabilitasyon merkezine tedaviye gitmiş olmalıdır.
3) Düğün, cenaze...vb. gibi bir sebeple ya da rehabilitasyonun bitmesi nedeniyle, ya işte herhangi geçerli bir sebepten eve dönmek zorunda kalmalı.
4) Küçüklüğünde ebeveynlerinden biriyle problemler yaşamış olmalı. Babası kötüyse annesi iyi olmalı, annesi kötüyse babası iyi olmalı. Hatta iyi olan ebeveynin ölmesi üzerine cenaze için gelmesi ve kötü olan ebeveynle yüzleşecek olması olayı daha da dramatikleştireceğinden tercih sebebi olabilir.
5) Bir noktada evdeki gerilim yükselip eski hesaplar açılmalı, herkes hatalarıyla yüzleşmeli ama kimin haklı kimin haksız olduğu anlaşılmamalı, herkes kendine göre haklı olmalıdır.
6) Filmin ucunu bu şekilde açık bırakarak, kahramanımız nerden geldiyse oraya dönerse daha şık bir final olur.
Hepsi bu formüle uymasa da ana hatlarıyla bu konuya sahip filmlerin bir listesini de yaptım:
1) Fireflies in the Garden
2) Rachel Getting Married
3) Margot at the Wedding
4) Garden State
5) Junebug
6) Winter Passing
7) And When Did You Last See Your Father?
Saturday, January 17, 2009
hugh grant
hugh grant'ın en ilginç rolde oynadığı filmi seçiyoruz.








afise bak filmin adi hugh grant sanki tipe bak allamm...
saç şekli bakımından four weddings diyorum ben.
saç şekli bakımından four weddings diyorum ben.
Sunday, January 11, 2009
Altın Küre 2009
Best Motion Picture - Drama
Winner: Slumdog Millionaire (2008)
Best Performance by an Actor in a Motion Picture - Drama
Winner: Mickey Rourke for The Wrestler (2008)
Best Television Series - Drama
Winner: "Mad Men" (2007)
Best Performance by an Actress in a Motion Picture - Drama
Winner: Kate Winslet for Revolutionary Road (2008)
Best Motion Picture - Musical or Comedy
Winner: Vicky Cristina Barcelona (2008)
Best Performance by an Actor in a Motion Picture - Musical or Comedy
Winner: Colin Farrell for In Bruges (2008)
Best Director - Motion Picture
Winner: Danny Boyle for Slumdog Millionaire (2008)
Best Performance by an Actress in a Television Series - Musical or Comedy
Best Original Score - Motion Picture
Winner: Slumdog Millionaire (2008) - A.R. Rahman
Best Television Series - Musical or Comedy
Winner: "30 Rock" (2006)
Best Performance by an Actor in a Mini-Series or a Motion Picture Made for Television
Winner: Paul Giamatti for "John Adams" (2008)
Best Performance by an Actor in a Television Series - Musical or Comedy
Winner: Alec Baldwin for "30 Rock" (2006)
Best Screenplay - Motion Picture
Winner: Slumdog Millionaire (2008) - Simon Beaufoy
Best Performance by an Actress in a Mini-Series or a Motion Picture Made for Television
Winner: Laura Linney for "John Adams" (2008)
Best Foreign Language Film
Winner: Vals Im Bashir (2008)
Best Performance by an Actor in a Supporting Role in a Motion Picture
Winner: Heath Ledger for The Dark Knight (2008)
Best Mini-Series or Motion Picture Made for Television
Winner: "John Adams" (2008)
Best Performance by an Actress in a Motion Picture - Musical or Comedy
Winner: Sally Hawkins for Happy-Go-Lucky (2008)
Best Animated Film
Winner: WALL·E (2008)
Best Performance by an Actress in a Television Series - Drama
Winner: Anna Paquin for "True Blood" (2007)
Best Performance by an Actor in a Television Series - Drama
Winner: Gabriel Byrne for "In Treatment" (2008)
Best Performance by an Actress in a Supporting Role in a Series, Mini-Series or Motion Picture Made for Television
Winner: Laura Dern for Recount (2008) (TV)
Best Performance by an Actor in a Supporting Role in a Series, Mini-Series or Motion Picture Made for Television
Winner: Tom Wilkinson for "John Adams" (2008)
Best Original Song - Motion Picture
Winner: The Wrestler (2008)("The Wrestler")
Best Performance by an Actress in a Supporting Role in a Motion Picture
Winner: Kate Winslet for The Reader (2008)
Thursday, December 11, 2008
john watersa göre yılın en iyi filmleri
john waters'a göre 2008'in en iyi filmleri bunlarmış:
sene bitiyo millet yılın enlerini seçme yarışında. ee bakalım nesliyan peki sana göre yılın en iyi filmleri hangisiydi aceba? (cevap vermesen de olur)
ben vicky yi indirdim ama scarlet johansson'ı izlemek istemedi canım sildim. amerikanın aysun kayacısı. mister lonely, savage grace, my winnipeg var ama izlemedim yine. canım sıkılıyor daha yeni uyandım. pff..
1 Vicky Cristina Barcelona (Woody Allen)/Love Songs (Christophe Honoré) 2 Mister Lonely (Harmony Korine) 3 Savage Grace (Tom Kalin) 4 Man on Wire (James Marsh) 5 The Last Mistress (Catherine Breillat) 6 My Winnipeg (Guy Maddin) 7 The Wrestler (Darren Aronofsky) 8 Taxi to the Dark Side (Alex Gibney) 9 Milk (Gus Van Sant) 10 Cassandra’s Dream (Woody Allen) | |
ben vicky yi indirdim ama scarlet johansson'ı izlemek istemedi canım sildim. amerikanın aysun kayacısı. mister lonely, savage grace, my winnipeg var ama izlemedim yine. canım sıkılıyor daha yeni uyandım. pff..
Wednesday, December 10, 2008
the only thing that scares me is keyser soze
christopher nolan, son filmi the dark knight iş yapsın diye filmdeki en önemli karakter olan jokeri oynayan heath ledger'ı öldürtmüş olmasın. az önce makarna yerken aklıma geldi valla.
Tuesday, December 9, 2008
Monday, December 8, 2008
Thursday, December 4, 2008
Paris...

1. Çok sıkıldım
2. Yerim çok dar
3. Senden çook var
Ben uyuz ve kendini komik sanan bir film eleştirmeni olmak istiyorum bazı zamanlar.
Paris ve sıradan sıkıcı insanlarının anlatıldığı kaçıncı paris filmi ben sayamiyorum artıkın. Belki az vardir ama bana yetti burama geldi. Ayşegül arkadaşımın dediği gibi bu adamlar kendilerini ve başkentlerini o kadar çok seviyorlar ve narsistler ki (fransızlar) afedersiniz kakamı yapsam paris sokaklarında muhteşem bir film olur gözüyle film çekiyolar diye düşünüyoruz aramızda. Bir saniye, turist sayılarında düşme varmış o yüzden sürekli Paris filmi çekiyorlarmış son öğrendiğim gelişmelere göre. Filme gelirsek, Paris filmi deyince klişeler olmadan olmaz. Klişe kelimesi de atıyorum fransızcadan gelmiyor mu sahi.(kötü espiriler vol.1). birbirleriyle film süresince hayatlari kesişen insanlarin birbirlerinden bağımsız yapay hikayeleri (kim buldu bu janri, paramparca asklar ve kopekler'in sevilmesi ve başarısı geliyor aklıma en çok suçlanacak) bir klişe. Orta yasli azgın ama bir yandan suçluluk duygusuyla (erkeklerin orta yaş krizi, pis sübyancı eğilimleri) karisik genç ve güzel bir kiza olan ilgisi, adam bir de üniversitede profesörse klişenin daniskasi. (filmde profesor- ögrenci iliskisinin klise oldugunu söylemekle komik olunmaz.) bu tip janrin olmazsa olmazı aralarinda birisinin ölmesidir. ama bu kadar ben ölüyorum şimdii izleyin diye gösterip ölünmez. (bir gün/bir saat önce mutludur bir gün/bir saat sonra aniden ölüverir - şok olduk heyyo.) ayrica bu filme özel manasız ve bitmek bilmeyen dans sahneleri. bitmek bilmeyen düşünceli bakislar. hande yener'in sevgilisine benzeyen bir tip. Ailesi işi ya da eski ilişkilerinden dolayı erkeklere kapalı geçici-firijit, yeni-seksi orta yaşlı kadın profili. juliette binoche soyunurken üzüldüm bu kadar kötü bir filmde sevişeceği için utandım, bakamadım yüzüne.
Son dönemde çekilen fransiz ve italyan (arada bu da kaynadı) filmlerine kota koydum kendimce. madem bu kadar fransız düşmanısın niye izledin diyemiycek kimse. deseniz de haklısınız zaten. ıssız adam'a da gıcık oldum. ben sevilmeyi haketmiyorum bu toplumda.
Sunday, November 30, 2008
in bruges

Komik ve garip. The Game'in yönetmeniymiş, filmi izledikten sonra ögrenince cok mantikli geldi, o filmden sonra hissettiklerime benzer bisiyler hissettim gercekten de. Biraz tarantino'nun birbirini vuran komedyen/ şapşal adamli filmleri gibi ama sırf bok atmak için bu şekilde eleştiremem (çünkü adam vurmak komik ya da cool değil boktan bir sey sadece), o genreye göre daha güzel çünkü Bruges dedikleri yer çok güzel geldi gözüme (göz boyama mı bu), bir gün gidip gezmek nasip olur inşallah. Filmi ve Colin farrell'i sevdim, evet. Belki de bu tip filmlerin anlamsizligiyla dalga gecmek istemis yönetmen, bilmiyorum. boyband bakisli colin farrell'i sevdiğime inanamiyorum.
Don't Look Now göndermeleri ise anlamayacağım bir konu zira filmi izlemedim ama duruyor bir yerlerde izliycem.
Monday, November 24, 2008
gereksiz derecede magazinel bir tespit
Beğendiğimiz, yakışıklı ve/veya başarılı bulduğumuz aktörlerin bir çoğu yanlarında sönük kalan hatta bazıları çirkin diye tabir edilebilen bayanlarla evliler sanki. Ben neden bir holivud starıylan evlenmiim o zaman :P

Ewan McGregor - Eve Mavrakis

James McAvoy- Anne Marie Duff

Clive Owen - Sarah Jane Fenton

Hugh Jackman - Deborra Lee Furness

Christian Bale - Sibi Blazic

Simon Pegg - Maureen McCann

Ewan McGregor - Eve Mavrakis

James McAvoy- Anne Marie Duff

Clive Owen - Sarah Jane Fenton

Hugh Jackman - Deborra Lee Furness

Christian Bale - Sibi Blazic

Simon Pegg - Maureen McCann
Thursday, November 13, 2008
ransom üzerinden aksiyon filmleri adina bir güzelleme

Filmin basinda emaille yolluyo kaciran adamlar oglunun görüntülerini. ben olsam ipden buldurturum olayi da çözerim. Film baştan kaybetti banane.
Bu tip filmleri sevmiyorum bana göre hiçbir anlami yok çünkü hiçbisi anlamiyorum. isin içine aksiyon fbi entrikalar planlar fln girince olaylar iliskiler ne kadar karisiksa o kadar sıkılıyorum yorum kabul ediyorum ki genius degilim film izlerken yüz kere yanimdakilere sorarim o kimdi bu kimdi. çok umrumda oldugundan diil oturup böle filmlere kafami verip olaylarin akisini takip etmeye calisarak güzel kafami yormak istemedigim icin ve izlemek zorundaysam sIkIldIgIm icin sorarim iste. siradan bir kizim nerden anlicam suc dünyasinin karmasik (ne bokuna karmasik yapiyolarsa sonucta herseyi para icin yapiyolar) dejenere olmus sen onu öldür ben sunu vurayim. arada biri trick mrick yapsin sonunda katil basroldeki adam felan ciksin vaay ne süper senaryo felan diyeyim.. benim bir hayatim var tanri askina dostum.
pek yok aslında. ama yine de bu filmi oturup sonuna kadar izlemeye tecih ederim.
Sunday, November 9, 2008
Acıların Çocuğu: Jamie Bell

Jamie Bell'i ilk olarak Billy Elliot olarak tanımıştık. Hem oyunculuğu hem dans kabiliyeti hem de yeğenime benzemesi nedeniylen kendisini çok sevmiştim. İnsanda böyle bir himayesine alma, besleme, büyütme isteği uyandırıyordu. En azından ben böyle hissetmiştim. Tek değilmişim.
Şöyle ki: Jamie, 1986 yılında İngiltere'de doğmuş. Annesi ve kızkardeşleri tarafından büyütülmüş ve babasını hiç tanımamış. 2000 yılında Billy Elliot'ın yönetmeni Stephen Daldry'yle tanışmışlar. Bir süre sonra Stephen Daldry, Jamie Bell'i gayrı-resmi olarak evlat edindiğini açıklamış. Demek ki filmde canlandırdığı karakterden kaynaklanmıyo, çocuk gerçek hayatta da insanda böyle hisler uyandırıyormuş.

Sonra aradan yıllar geçti, Jamie, koca delikanlı oldu. Ama Billy Elliot filmindeki gibi yağız, yakışuhlu bir delikanlı, bir kuğu olamadı. Biraz tıfıl kaldı, biraz çirkinleşti ama sevimli bir havası var. Yüzünde de hala o acıların çocuğu ifadesi. Bu nedenle olsa gerek, bütün filmlerinde ya yetim, ya öksüz ya da anne-babası tarafından ihmal edilen sorunlu çocuğu oynuyor. İzleyin göreceksiniz: Billy Elliot, Nicholas Nickleby,The Chumscrubber, Dear Wendy, Hallam Foe...
İzlediğim zaman hala himayeme alıp koruma isteği uyandırıyor bende. Dileğim, bir an önce bu imajdan kurtulması. İyi bir oyuncu ve dansçı olarak müzikallerde ve Hallam Foe gibi nice güzel bağımsız filmlerde rol alması. Selamlar...
Thursday, November 6, 2008
Tuesday, November 4, 2008
fever pitch
lanet olasi romantik komediler. böyle filmleri izliyip filmin sonunda siritmayi seviyorum ama 3 dakika sonra kendi hayatıma döneceğim; yani daha sıkıcı ve yapmaktan mutlu olmıcağım rutin seylerle ugrasmaya devam ediceğim duygusuyla canım sıkılıyor. filme dönersek, afis çok boktan ve alakasiz, sanki film seks ve futbolla ilgiliymis gibi. hayir, film futbol, bencil sorumsuz daginik cocuksu erkek karakter ve ona zit futbolla ilgisiz düzenli akilli ama biraz sıkıcı kadin karakter üzerine kurulan, niye bunlarin beraber olduguna anlam verilemeyen ama oldugu gibi kabul edilen, biraz tatli sert bi filmdi. colin firth tatli bi adam bunu anlayabiliyoruz ne kadar hıyar da olsa cogu zaman, cocukca bir sapsalligi var. filmin sonundaki maçın akibetinden bi haber oldugum icin ben bile heyecanla bekledim macin sonucunu ve arsenal kazaninca heyecanlandim annem yan kanepede esra ceyhan izlemeseydi "yes!" fln gibi komik tepkiler gösterebilirdim. halbuki 15 dakka önce its only a game lan, diyodum ben de (bazen lan derim içimden). gercekten o maç sirasinda bisiler oldu filmde söylendigi gibi. güzel film ama amerikan beyzbol versiyonu ya da türkiş ask tutulmasi versiyonlari izlenmez.

bu afişteki tipler oynamıyor bile filmde.

bu afişteki tipler oynamıyor bile filmde.
Monday, November 3, 2008
no italyano (Un Giorno Perfetto)

Vurucu olmaya calisan, artik klise olmus ironik ve rastlantisal anlatimlari kullanmasindan dolayli hic beyenmedigim, duygu sömürüsü boyutunda bir drama. İtalyan filmlerine karsi önyargili olmamin sebepleri var işte. Bundan sonrasi spoiler: film kötüydü sonuna daha cok gicik oldum. filmin tek güzel karakteri olan cocugu öldürmeseydin bari pis yönetmen. Gözlerim doldu çok üzüldüm. Ne suçu var o dünya tatlisi cocugun bari minicik kanli ellerini gösterme. Böyle kötü yönetmenlik olmaz olsun. Haneke bile yapmaz bunu.
Sunday, November 2, 2008
kehanet
Tuesday, October 28, 2008
Play for Today
bu isimde çok sevdiğim bir The Cure şarkısının olmasının yanısıra bi de ingiliş dizisi var. hulan hangi ingiliz yönetmenin filmografisine baksam illa bu dizi var. maşalla hepsi yönetmiş birer ikişer bölüm. merak ettim. ingiliş olsak muhakkak tvde izlemiş olurduk heralde.
Subscribe to:
Posts (Atom)




