Thursday, October 16, 2008

Mark Ruffalo



bu aralar mark ruffalo'yu beğenmek istiyorum. sevimli biri. sakin, kendinden emin, mütevazi bir tavrı ve mırıl mırıl, peltek bir konuşması var. rol yapmak için fazla bir çaba sarfetmiyor sanki. öylece duruyor, ufak bikaç hareket. insana güven veriyor.

aptal bir hikayecik

Çok eski zamanlarda isminin baş harfinin küçük söylenmesini isteyen bir kız varmış. Soğuk bir kış günü doğmuş. Ailesi, başlarına gelen çok üzücü bir olayın ertesinde onu dünyaya getirmeye karar vermiş. Böylece yaşadıklarını unutabileceklerini ve onun çocuk kahkahalarıyla neşelenebileceklerini düşünmüşler. Gelgör ki küçük kız öyle çok ta neşeli bir şey değilmiş hatta biraz mızmız olduğu bile söylenebilirmiş. Ancak tuhaf bir şey olmuş. Birdenbire değil zamanla… Dünyaya getirilişindeki bu “neşe kaynağı olma” amacı yavaş yavaş kızın bilincaltına yerleşmiş ve bir tür görev bilincine dönüşmüş. Ama bu mızmız kızın insanları neşelendirecek enerjisi yokmuş ki. O da elinden gelen tek şeyi yapmış: itaatkar olmuş ve hiç kimseyi kırmamış. Sonra biraz daha ileriye gitmiş ve ters giden her şey için kendi kendini suçlamaya başlamış ve üzerinde bir tür lanet olduğuna inanmış. İşte böylece bütün enerjisi bitmiş ve bir daha hiç evinden çıkmamış.

Sunday, October 12, 2008

müziği kalbinin içinin derinliklerinde hisset


august rush izlemeye karar verdim bu gece. 

bu tip filmleri kimler yazıyor? artik insanin yazdigindan kuskulaniyorum. bilgisayar yaziyor olmali otomatik. yüklüyolar bilgisayarın veri tabanına eski tutmuş filmleri, bilgisayar şöyle ortalama seyircinin hoşuna gidecek bir formül üretiyor, sen türünü belirliyosun, melodram, birazcık peri masalı, ögeleri giriyosun arayüze, evsiz çocuklar, müziğin sihri, kavuşamayan iki aşık, robin williams, ugh. adamin One Hour Photo filmindeki rolü o kadar gerçekci geldi ki bir daha çocuk filminde görmeye dayanamiyorum. asabiyim. amerikan peri masalı melodramları artık burama geldi. kimse bana masal anlatmasın. ben masalsız büyüdüm. yatıyorum ben. iyi geceler öpsün sizi yedi cüceler.

jared leto Şişko: Chapter 27

red leto'nun şişman halini izlemek istiyoruz çok sempatik görünüyor. requiemden sonra bir daha gözüme görükme demiştim zaten dandik bir grubu ve garip vücut kasları var.

ooh mis. erkek dediğin böyle göbekli şişman olur. elinde plak, kitap taşır ve mümkünse john lennon'ı öldürür. 

lindsay lohan bile sevimli gözüküyor filmde.


hatırlatmak için biraz da eski çirkin fotoğraflarını koyalım.


kaslı erkeklere hayır. 

Amerikan Komedi Piyasası

Irk, din, milliyet filan gibi konularda ayrımcılık yapan biri gibi görünmeyi hiç istemem. Hatta milliyetçi görünmek hayatta istediğim en son şey. Ama bir tespitim var ve söylemeden edemiycem. Amerika'dan çıkmış, ünlü olmuş ve bu şöhreti ziyadesiylen hak etmiş komedyenlerin çoğunun Yahudi olduklarını fark etmiş miydiniz? Aşağıda Yahudi kökenli olduklarını bildiğim komedyenlerin bir listesi var:
Jerry Lewis, Gene Wilder, Woody Allen, Harold Ramis, Andy Kaufman, Christopher Guest, Billy Crystal, Albert Brooks, Jerry Seinfeld, Ben Stiller, Rob Schneider, Adam Sandler, Jack Black (ana tarafından), Zach Braff, Judd Apatow, Seth Rogen, Jonah Hill.

Eminim unuttuğum ya da tanımadığım daha pek çok isim vardır. Bu insanların iyi komedi yapabilmeleri ve dinleri arasındaki bağlantıyı ( kaldı ki böyle bir bağlantı varsa bile) açıklayacak bilgiye sahip değilim açıkçası. Benimkisi yalnızca bir tespit.

Neyse bu konuyu geçiyorum. Bahsetmek istediğim bişiy daha var. Son 3-4 yıldır izlediğimiz iyi ama gerçekten iyi olan komedi filmlerinin hepsinin arkasında aynı isim var: Judd Apatow. Adam bi kere Freaks and Geeks dizisinin yaratıcılarından. "The 40 Year Old Virgin" ve "Knocked Up"ın yönetmeni ve de yazarı ayrıca "The Cable Guy"ın yapımcısı, "Fun with Dick and Jane"in senaryo yazarı, "Superbad", "Walk Hard: The Dewey Cox Story", "Drillbit Taylor", "Forgetting Sarah Marshall", "You Don't Mess with The Zohan", "Step Brothers", "Pineapple Express"'in yapımcısı, bunlardan Dewey Cox, Zohan ve Pineapple Express'in aynı zamanda yazarı. Steve Carrell, Will Ferrel, Jim Carrey, Adam Sandler gibi kendini kanıtlamış komedyenlerle çalışıyor olmasının yanı sıra, komedi dünyasını yeni ve gelecek vaadeden isimlerle tanıştırıyor. Bunlardan bi tanesi Seth Rogen. Knocked Up'ın baş rol oyuncusu, Superbad ve Drillbit Taylor'ın yazarlarından ayrıca bütün Apatow filmlerine kıyısından köşesinden bir şekilde bulaşıyor. Ondan sonracığıma Jason Segel var. Aslında kendisini önceden "How I Met Your Mother" dizisinden tanıyorduk ama asıl önemli çıkışını, yazdığı ve başrolünde oynadığı "Forgetting Sarah Marshall" ilen yaptı. Bu arada Jason Segel de Yahudi asıllı. Son olarak bir de Jonah Hill var. Bu adam da Apatow'un bütün filmlerinde ve abartmış olur muyum bilmiyorum ama son 4 yıldır izlediğim bütün komedi filmlerinde oynamış.
Knocked Up, Forgetting Sarah Marshall gibi filmlerde bildiğimiz romantik komedi konularını alıp bööle erkek bakış açısından anlatıyorlar ve böylece sanki (daha önce izlemiş olduğumuz romantik komedilerden) hem bildiğimiz hem de hiç bilmediğimiz komik durumlar çıkıyor ortaya. Freaks and Geeks, Superbad, Drillbit Taylor gibi filmler de başrollerinde ezik karakterlerin olduğu 80'lerdeki John Hughes filmlerinin (The Breakfast Club, Pretty in Pink) 2000'lerdeki karşılığı gibi bişiy.
Off sıkıldım yazmaktan, işte durum böyle. İyi ki ortaya çıkmış bu Judd Apatow ve tayfası diyorum da başka bişey demiyorum.

Bir de son olarak Apatow'un filmlerinde oynayan şu 3 insan sanki aynı insanın üç farklı zaman dilimindeki hali ama aynı zaman diliminde var olmuşlar gibi saçma bişiy.

Troy Gentile


Jonah Hill


Seth Rogen

Thursday, October 9, 2008

Ordan Burdan


Bugün Guillermo Del Toro'nun doğumgünüymüş. Bi keresinde Total Film dergisinde yapılan bir röportajını okumuştum. Sorulan bir soruya o kadar tatlı cevap vermişti ki, hemen gidip Hellboy'u izleyesim geldi. Sonra 10 dakika içinde geçti bu isteğim. Ama söylediği şey gerçekten güzeldi.
Röportajda Guillermo Del Toro'nun sürekli canavarlı , yaratıklı filmler çekmesinden filan bahsediliyordu, O'nun söylediği şey de şöyle: "But as an adult I identify with them because I think they also represent the fact that I believe our defects are what make us special, not our qualities." türkçesi; "Bir yetişkin olarak kendimi canavarlarla özdeşleştirebilmemin nedeni, bizi özel yapan şeyin meziyetlerimiz değil kusurlarımız olduğuna inanmamdır." O yüzden mükemmel insanların anlatıldığı yapmacık filmlere gıcık oluyorum. Onların yerine Guillermo Del Toro'nun canavarlı filmlerini izlerim daha iyi. Üstelik Pan'ın Labirenti süper bi film.

Birbirine deli gibi benzeyen iki artiz buldum.

Jeffrey Dean Morgan ----------Javier Bardem



Trivia

Francis Ford Coppola, gösterişçiliği başarı sanan bir hıyardır.

Steven Spielberg, başarısının çoğunu duygu sömürüsü sayesinde kazanmıştır.

Nicole Kidman, bütün filmlerinde aynı kadını canlandırmaktadır.

Tom Cruise, gıcığın tekidir.