Wednesday, October 8, 2008
it's burcu taym
merhaba ben bu blogun yeni yazarıyım. yaşım 23 falan. yaklaşık 15 tane gizli blogum var. sürekli yeni blog açmak konusunda takıntılıyım. takıntılı olduğum başka bir şey varsa o da film indirmek. konuyu bağlamak diye buna derim nesliyan. sürekli film diziyorum utorrentime. crazy. her gün yüzlerce film izliyorum. insanlarla konuşçak bişi bulamam. yazmayı seviyorum kendimden bahsederken. çoğunlukla kendimi adaptation'daki charlie kaufman'a benzetirim çünkü kel ve şişkoyum. hepinize iyi günler dilerim.
Sunday, October 5, 2008
Merakla Beklediğim Yeni Yeni Proceler
An Education (2008)
IMDB'de böyle bir filmden bahsediliyor. Ama neler olduğunu anlayamadım. Senaryosunu Nick Hornby yazmış. Başrollerde de Emma Thompson, Rosamund Pike, Peter Sarsgaard, Sally Hawkins, Alfred Molina görüküyor. İzleyebilirsek sevecekmişim gibi bir his var içimde.
http://www.imdb.com/title/tt1174732/
The Imaginarium of Doctor Parnassus(2009)
Terry Gilliam'ın yeni filmi ve Heath Ledger'ın da son. Heath Ledger'ın ölümü nedeniyle yarıda kalan film, Ledger'ın oynadığı Tony karakterinin Johnny Depp, Colin Farrell ve Jude Law tarafından canlandırılmasıyla tamamlanacakmış. Ayrıca Johnny Depp, Colin Farrell ve Jude Law filmden kazanacakları tüm parayı Heath Ledger'ın küçük kızı Matilda'ya vereceklerini açıklamışlar. Ayrıca Doctor Parnassus'u da Christopher Plummer oynuyormuş. Bence güzel bi film olcak.
Choke(2008)
Bu da Fight Club'ın yazarı Chuck Palahniuk'un 2001 tarihli romanı Choke'tan sinemaya uyarlanıyor. Ayrıca sevdiğim en az 3 oyuncunun olması filmi izlememe yetiyor. Sam Rockwell, Kelly MacDonald ve Anjelica Huston. Bi de afişi güzelmiş.

P.S. Bu arada Colin Farrell'ı şimdiye kadar önemsememiş hatta sevmemiş biri olarak In Bruges filmini izledikten sonra kendisi hakkındaki bütün fikirlerim değişti. In Bruges, güzel bir film ve Colin Farrell'ın canlandırdığı karakter de biraz fazla sempatik. Ayrıca bu filmde tuhaf bir şekilde 3 Harry Potter karakteri bir arada: Ralph Fiennes (Lord Voldemort), Brendan Gleeson (Mad Eye Moody) ve Clemence Poecy(Fleur Delacour). Saçma bir ayrıntı olarak bilgilerinize sunarım.
IMDB'de böyle bir filmden bahsediliyor. Ama neler olduğunu anlayamadım. Senaryosunu Nick Hornby yazmış. Başrollerde de Emma Thompson, Rosamund Pike, Peter Sarsgaard, Sally Hawkins, Alfred Molina görüküyor. İzleyebilirsek sevecekmişim gibi bir his var içimde.
http://www.imdb.com/title/tt1174732/
The Imaginarium of Doctor Parnassus(2009)
Terry Gilliam'ın yeni filmi ve Heath Ledger'ın da son. Heath Ledger'ın ölümü nedeniyle yarıda kalan film, Ledger'ın oynadığı Tony karakterinin Johnny Depp, Colin Farrell ve Jude Law tarafından canlandırılmasıyla tamamlanacakmış. Ayrıca Johnny Depp, Colin Farrell ve Jude Law filmden kazanacakları tüm parayı Heath Ledger'ın küçük kızı Matilda'ya vereceklerini açıklamışlar. Ayrıca Doctor Parnassus'u da Christopher Plummer oynuyormuş. Bence güzel bi film olcak.
Choke(2008)
Bu da Fight Club'ın yazarı Chuck Palahniuk'un 2001 tarihli romanı Choke'tan sinemaya uyarlanıyor. Ayrıca sevdiğim en az 3 oyuncunun olması filmi izlememe yetiyor. Sam Rockwell, Kelly MacDonald ve Anjelica Huston. Bi de afişi güzelmiş.

P.S. Bu arada Colin Farrell'ı şimdiye kadar önemsememiş hatta sevmemiş biri olarak In Bruges filmini izledikten sonra kendisi hakkındaki bütün fikirlerim değişti. In Bruges, güzel bir film ve Colin Farrell'ın canlandırdığı karakter de biraz fazla sempatik. Ayrıca bu filmde tuhaf bir şekilde 3 Harry Potter karakteri bir arada: Ralph Fiennes (Lord Voldemort), Brendan Gleeson (Mad Eye Moody) ve Clemence Poecy(Fleur Delacour). Saçma bir ayrıntı olarak bilgilerinize sunarım.
Secretary
Bu filmi sevmemin 3 sebebi:
1) James Spader ve baygın bakışları

2) Maggie Gyllenhaal'ın şirin ve doğal tavırları

3) Hikayesi aslında senaryosu. Küçük ayrıntılar ve iyi bir mizah anlayışı sayesinde, teoride garip ve nahoş görünen bir hikayeyi kolay izlenebilir hale getirmişler. Ayrıca dünya üzerinde kaç çift bu kadar şanslı olabilir ki birbirlerine uygun olup olmadıklarını anlama konusunda.
1) James Spader ve baygın bakışları

2) Maggie Gyllenhaal'ın şirin ve doğal tavırları

3) Hikayesi aslında senaryosu. Küçük ayrıntılar ve iyi bir mizah anlayışı sayesinde, teoride garip ve nahoş görünen bir hikayeyi kolay izlenebilir hale getirmişler. Ayrıca dünya üzerinde kaç çift bu kadar şanslı olabilir ki birbirlerine uygun olup olmadıklarını anlama konusunda.
Friday, October 3, 2008
beğendiğim artizler
Thursday, October 2, 2008
Wednesday, October 1, 2008
my own private imdb craziness
Uyuyamıyorum. Filmler, yönetmenler, oyuncular, trivia bilgiler, tarihler, soundtrack albümleri... IMDB tarafından esir alındım.
Bir Oğuz Atay karakterine ya da Öldüren Cazibe'deki Glenn Close'a dönüşmeden önce tutunabileceğim son şeye tutundum. Film izliyorum.

1. But I'm a Cheerleader
Eşcinsellik hakkında hafif ama bayağılığa kaçmayan eğlencelik bir film izlemek isterim diyenlere göre.
Başroldeki hanımkızımız Natasha Lyonne, Rufus Wainwright'ın "Want One" albümündeki Natasha isimli şarkının esin kaynağıymış. Ayrıca, Natasha'nın babası rolündeki Bud Court, Harold and Maude'un Harold'ı. Tanıyabilene aşkolsun!
2. My Blueberry Nights

Daha önce Wong Kar Wai'nin "Chungking Express" filmini izleyip beğenmiş bir insansanız, bu filmi izlemek size bişey kazandırmayabilir, kaybettirmeyebilir de... Yeni bişey yok anlayacağınız.
Ama şayet bu filmi izleyip beğendiyseniz, "Chungking Express"in izlenmediği her dakika büyük bir kayıptır zannımca.

3. The Sound of Music
Her hali ve tavrıylan dalga geçilmeye müsait bir klasik. Moulin Rouge!'da Ewan McGregor "The hills are alive with the sound of music!" diye yırtınırken gülmemek kimin elinde? Ama seviyorum, bu da benim elimde değil. Suratımdaki aptal sırıtmayla izliyorum bu filmi teee ki; işin içine Nazilerin ve savaşın girdiği bölüme dek, o kısımlar gereksiz bence. Bu arada Julie Andrews'ün dün 73. yaşgünüymüş. Ben de filmi dün izledim. Johnny Bravo olsa şöyle derdi: rastlantısal!

4. Dirty Pretty Things
Eh bu film de fena değildi. Audrey Tautou, bir Türk kızı olarak yeterince inandırıcı olamamış. Ama izleyicilerin çoğunu filme çeken de Audrey Tautou afişten de görüleceği üzere.
Stephen Frears'ın en güzel filmi olmasa da izlemeye değer.
Bu filmde yan karakterlerden biri olan Guo Yi şöyle der: "...good at chess usually means bad at life."
Ya ikisinde de kötüysem.
O zaman film izlerim.
Bir Oğuz Atay karakterine ya da Öldüren Cazibe'deki Glenn Close'a dönüşmeden önce tutunabileceğim son şeye tutundum. Film izliyorum.

1. But I'm a Cheerleader
Eşcinsellik hakkında hafif ama bayağılığa kaçmayan eğlencelik bir film izlemek isterim diyenlere göre.
Başroldeki hanımkızımız Natasha Lyonne, Rufus Wainwright'ın "Want One" albümündeki Natasha isimli şarkının esin kaynağıymış. Ayrıca, Natasha'nın babası rolündeki Bud Court, Harold and Maude'un Harold'ı. Tanıyabilene aşkolsun!
2. My Blueberry Nights

Daha önce Wong Kar Wai'nin "Chungking Express" filmini izleyip beğenmiş bir insansanız, bu filmi izlemek size bişey kazandırmayabilir, kaybettirmeyebilir de... Yeni bişey yok anlayacağınız.
Ama şayet bu filmi izleyip beğendiyseniz, "Chungking Express"in izlenmediği her dakika büyük bir kayıptır zannımca.

3. The Sound of Music
Her hali ve tavrıylan dalga geçilmeye müsait bir klasik. Moulin Rouge!'da Ewan McGregor "The hills are alive with the sound of music!" diye yırtınırken gülmemek kimin elinde? Ama seviyorum, bu da benim elimde değil. Suratımdaki aptal sırıtmayla izliyorum bu filmi teee ki; işin içine Nazilerin ve savaşın girdiği bölüme dek, o kısımlar gereksiz bence. Bu arada Julie Andrews'ün dün 73. yaşgünüymüş. Ben de filmi dün izledim. Johnny Bravo olsa şöyle derdi: rastlantısal!

4. Dirty Pretty Things
Eh bu film de fena değildi. Audrey Tautou, bir Türk kızı olarak yeterince inandırıcı olamamış. Ama izleyicilerin çoğunu filme çeken de Audrey Tautou afişten de görüleceği üzere.
Stephen Frears'ın en güzel filmi olmasa da izlemeye değer.
Bu filmde yan karakterlerden biri olan Guo Yi şöyle der: "...good at chess usually means bad at life."
Ya ikisinde de kötüysem.
O zaman film izlerim.
Subscribe to:
Posts (Atom)







